Ünlü Anketçiden Çarpıcı Tespit: AK Parti Büyükşehirlerin Bazılarını Kaybedebilir

Ünlü Anketçiden Çarpıcı Tespit: AK Parti Büyükşehirlerin Bazılarını Kaybedebilir

ANDY-AR Araştırma Şirketi Başkanı Faruk Acar, Mart 2019’daki lokal seçimlerle ilgili kayda değer açıklamalarda bulundu. Acar, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde Cumhur İttifakı’nın müşterek adaylar çıkarmamasıyla ilgili, “MHP desteği olmazsa AK Parti büyükşehirlerin bazılarını kaybetme potansiyeli taşıyabilir” dedi.

Cumur İttifakı’nın karşılıklı namzet çıkaramaması sonrası AK Parti’nin MHP desteği olmadan bir takım büyükşehirleri kaybedebileceğine uyarı çeken Acar, Habertürk’ten Kübra Par’a verdiği röportajda “AK Parti içinde ‘siyaset zeminimiz açıldı, bitmiş eşsiz bir pozisyon alabiliriz’ yorumlarının yapıldığını duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Faruk Acar, önceki seçimde AK Parti’nin kampanyasını yürütmüştü.

İşte röportajdan öne meydana çıkan konu başlıkları;

24 Haziran seçimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kampanya sürecini siz yürütmüştünüz. Şimdi gündemde Mart ayında yapılacak yerel seçimler var. AK Parti ve MHP, lokal tercih sürecinde ittifak yapmayacaklarını lakin Cumhur İttifakı’nın devam ettiğini açıkladılar. Yerel seçimde ittifak olmaması hangi parti için fayda veya dezavantaj olur?

Aslında her iki taraf için de ayrıcalıklı ve dezavantajlı yanları var. AK Parti’nin mutlaka MHP’ye gereksinim duyduğu bir takım şehirler var. CHP ve İYİ Parti, örtülü de olsa ittifak kurarak bazı şehirlerde ortak adaylar çıkarırsa, AK Parti büyükşehirlerin bazılarını kaybetme potansiyeli taşıyabilir. Çünkü AK Parti’nin, acilen elinde olan büyükşehirlerin bazılarında MHP olmadan tek başına tatmin edici oy oranına ulaşmasının öyle de olası olmadığı görülüyor.

Bu şekilde AK Parti açısından riskli olan kaç şehirden laf edebilirsiniz?

Büyükşehir nezdinde konuşursak, 3 büyükşehrin böyle olduğunu söyleyebiliriz. Ankara ve Antalya çok kayda değer. Antalya’da CHP-İYİ Parti adayı üzerinde anlaşılmış, bir ay önce de Antalya halkına deklare edilmiş. Hatta bir takım ilçelerde de İYİ Parti’nin ve CHP adayının destekleneceği şeklinde paylaşımlar yapılmış. İYİ Parti Antalya’da yüzde 17, CHP yüzde 30’lar civarında bir değere sahip. Zaten 2014 seçimleri de yüzde 10-15 civarında bir farkla sonuçlanmadığı için Menderes Türel’in veya namzet olacak kişinin acilen çok daha pozitif çalışması gerekecek.

AK Parti açısından seçime kimsesiz girmenin ayrıcalıklı olacağı şehirler var mı?

Evet, MHP ile birlikteliğinin son bulmuş olması, AK Parti’nin bir takım bölgelerde avantajlı çıkmasına da niçin olabilir. Örneğin Adana’da AK Parti, CHP ve MHP’nin oy dağılımı yüzde 30’lar civarında, zaten bu üç parti yüzde 90’ı temsilcilik ediyor. 24 Haziran’da Adana’da AK Parti’nin aldığı oy oranı emin, MHP’ninki muhakkak. Mevcut belediye başkanıyla 2014 yerel seçimlerinde 300 küsur bin oy almış olan bir MHP var, 24 Haziran seçimlerinde bu yarıya düşmüş. Ama AK Parti mevcut oyunu koruyor. Şimdi Adana, AK Parti için namzet gösterilmeyen bir yer olabilir mi? Lokal seçimlerde şart biraz daha ayrı. Siz genel seçimlerde iki taraflı bir paydada buluşmak üzerine ittifak yapabilirsiniz fakat yerelde seçmen kendi adayıyla kişisel olarak muhatap olabiliyor. Dolayısıyla, yerelde ‘genel merkezden gelen talimat’ üzerine oy verme durumu fazla olası yok. Buradan hareketle, bu ittifakın yerel seçimlerde çalışması fazla mümkün olmayabilirdi.

“MHP OYLARI GERİLEMEZ”

Peki, AK Parti ile ittifak yapmıyor olmanın MHP için avantajları ve dezavantajları neler olur?

MHP, AK Parti’ye takviye vererek doğrusu bir ölçüde kendi sorunlarını aştı ve baştan eski oy oranına ulaşabildi. Parti içerisindeki ayrılma ve o dönemde MHP’nin ve Devlet Bahçeli’nin kendini açıklama edememesi nedeniyle, MHP yüzde 5’lere kadar düşmüştü. Bugün ise 24 Haziran seçimlerindeki sürecin MHP’nin lehine geliştiğini görüyoruz. MHP’nin “Baraj sorunu var mı, değil mu?” tartışmalarını geride bıraktığı bir netice ortaya çıktı. MHP, bu değin kilit bir pozisyona sahip olmuşken ve AK Parti ile birlikte gündemi belirleyen parti konumuna ulaşmışken bu ittifakın tekrar olması azıcık tedirgin olacaktır. Yani AK Parti için dezavantajlı olan şeyin MHP için avantajlı bir konumu yok.

“Son dönemde ekonomideki gelişmelerle de benzer olarak AK Parti seçmeninin bir bölümü MHP’ye yöneliyor, hatta kimi anketlerde MHP’nin oyu yüzde 17’ye kadar ulaştı” gibi yorumlar yapıldı. MHP bu süreçten oyunu artırarak çıkabilir mi?

Bu muhtemel. Çünkü MHP’nin yükselen trendini zaten 15 Temmuz sonrasında görmüş olduk. 24 Haziran’da da bunun emarelerini görmüş olmamızla birlikte, “Bugün bu ittifak bitti ve dolayısıyla bundan sonradan MHP’nin oyları bundan böyle dip seviyeye her yerde gerilemek durumundadır” şeklinde bir yorum tarafgir bir açıklama olur. Türkiye’nin haletiruhiyesini dürüst eleştirmek gerek.

“AK PARTİ İÇİNDE ‘SİYASET ZEMİNİMİZ AÇILDI, HER TARAFTA ÖZGÜN BİR POZİSYON ALABİLİRİZ’ YORUMLARI YAPILIYOR”

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a AK Partili 6 ismin adını vererek “İttifakı bozmaya çalışıyorlar” dediği iddia edildi. öte taraftan salı günü grup konuşması esnasında Devlet Bahçeli’nin “İttifak bitti” açıklamasını MHP kurmaylarının büyük bir coşkuyla alkışladıklarını izledik. Cumhur İttifakı’nın parti kurmayları arasında satın alınmadığı yönündeki yorumlara ne diyorsunuz?

Zamanlaması itibarıyla sürecin fazla uzadığı ve fazlasıyla iki taraflı tavizlerin verildiği konusunda kurmay kadrolar içerisinde eleştirel bir yaklaşım olduğu dürüst. MHP, “Amacımızdan ve sürecin başındaki yerimizden öbür bir noktaya geldik” dedi. AK Parti ise “Biz koskocoman bir partiyiz ve MHP’nin peşine takıldık” gibi bir algıyla yaklaştı. Affetme meselesi ve Andımız meselesi doğrusu olayın patlama noktası. Af meselesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hassasiyet göstererek, “Sadece devlete aleyhinde işlenen suçlar” tanımlaması yapmasına karşın, MHP bunu kamuoyu önünde tartışmayı tercih etti. Bir kere daha Cumhurbaşkanı, “Böyle bir şey yok” diyerek parti sözcüleri aracılığıyla bunu paylaştığı halde, MHP tekrar olayı kamuoyu önünde tartışmaya ve ısrar etmeye devam etti. Sonuçta her iki tarafın da hassasiyetleri var. Parti sözcülerinin de açıklama ettiği gibi, “Kırmızı çizgiler, liderler.” Eğer iki taraflı olarak aradaki diyaloğun liderlere dokunan yanları ortaya çıkmışsa zaten kopma noktasına gelinmiş demektir. MHP kurmaylarının Devlet Bahçeli, “Bu ittifak olmayacak” dediğinde ellerini patlatırcasına, coşkuyla tepki vermelerinin nedeni bu.

Peki lokal tercih özelinde ittifakın sona ermesi AK Parti içinde nasıl karşılandı?

Azıcık kısık sesle de olsa “Baştan siyaset zeminimiz açıldı, tekrar eşsiz bir pozisyon alabiliriz” yorumları yapılıyor. Uzunca bir süredir aslında Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri siyasetsizlik. AK Parti’de de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partiden ayrılışıyla partide siyasetsizliğin hâkim olduğu bir süreç yaşandı. Cumhurbaşkanı ayrıldıktan sonradan Külliye bir siyaset merkezi haline geldi. Genel Merkez’de siyaset üretmekle Külliye arasındaki denge arasında bir siyasetsizlik oluştu. Cumhurbaşkanı’nın partiye dönmesinden sonra ise MHP ile ittifak sürecinin başlaması ile Genel Merkez kendi havasını tutmakta zorlandı. Genel başkan yardımcıları geldiler, gittiler. kimsesiz parti içerisindeki durumun Erdoğan’sız bir parti olmasının dışına taşınması fazla mümkün olmadı. Muhtemel olmayınca da siyaset üretilemedi. Artık bir fırsat dönemi diyebiliriz. bu arada biriktirdiği enerjiyi bir şekilde daha uygun kullanıp harekete geçerse, “Ben değiştim” söyleminin inandırıcılığını da içten adaylarla seçmenine yansıtabilirse bundan sonraki işlem, AK Parti için daha anlamlı bir ülkü de dönüşebilir. CHP’nin içi karışmışken, İYİ Parti beklenileni alamamışken, HDP gibi bir partinin marka değeri sönmüşken, AK Parti hemen en güçlü olduğu dönemi yaşıyor. Bunu siyasete dönüştürebilirse çok manalı çarpanlara da evirilmesi muhtemel. Genel merkezdeki beklenti de böyle. Lakin ittifakın bitirilmesini bir kesim isterken bir kesim de istemiyordu. Bundan sonraki aşamada her iki partinin nasıl duracağı nasıl bir politik yol izleyeceği belirleyici olacak.

AK Parti’nin son süreçte daha milliyetçi bir söyleme kaydığı, hatta bunun AK Parti içerisindeki kimi isimlerce “Fazlaca MHP’lileştik” şeklinde eleştirildiği söyleniyor. Önümüzdeki süreçte AK Parti’de daha öbür bir siyasi söylem görme ihtimalimiz var mı?

Doğrusu düşünmüyorum, çünkü siyaseti doğru iyi anlamak için halkın ne beklediğini ve halka ne söylediğinizi takip etmeniz gerekir. Bunu da en iyi yapan parti AK Parti. Millilik ve yerlilik söyleminin gerçekten nerede durduğuna ve seçmenler nezdinde ne değin satın alındığına bakmak lazım. Bu, öylesine çıkmış bir şey yok; 15 Temmuz ve öncesinde yaşanan gelişmeler ışığında değişen sosyolojinin bir tezahürü. Türkiye yakın siyasi tarihinde, radikal Türk milliyetçisi seçmeni tekelinde tutan bir MHP; radikal Kürt milliyetçiliğini tekelinde tutan HADEP-BDP-DTP ve bugünkü adıyla HDP; radikal İslamcı seçmeni tekelinde tutan Huzur Partisi vardı. Sahiden adına sosyal demokrat olarak tanımlama yapan ama Kemalizmi tekelinde tutan bir CHP, SHP ve DSP vardı. AK Parti ise 2002 yılında bu tekellerin tamamını bozdu, hepsini bir araya topladı. Önce İslamcı tarafı tekelinde tutan Huzur Partisi’nden çok büyük bir geçiş yaşandı. Akabinde MHP’den ve daha ardından Kürt seçmenlerden geçişler oldu. “MHP ile işbirliği içerisindeyken AK Parti’nin dili daha ulusal bir dil halini aldı” veya “Bugün itibarıyla bu ulusal dil sona erdi” yorumları realist değil, çünkü AK Parti kozmopolit bir parti.

Peki, seçim sürecinde iki partinin adayları meydanlarda birbirine karşı sertleşir mi? Kampanya süreçleri Cumhur İttifakı’nı uzun vadede nasıl etkiler?

Sertleşirlerse meslek biter. Bugün ben ‘testinin çatladığı’ yorumuna daha yakın duruyorum; kırıldığı noktasında değilim. Sadece adaylar değil, liderler düzeyinde de fazla uçlarda cümleler sarf edilirse bunun geri dönüşü olmaz ve meslek biter. Her iki tarafın da stratejik olarak bundan uzak durmak üzere pozisyon alabileceğini düşünüyorum.

“YÜZDE 25 DOLAYINDA KARARSIZ SEÇMEN VAR VE BIRÇOK CHP’Lİ”

AK Parti için yeni anketler yapıyor musunuz? Son tablo nasıl?

Cuma günü bitirdiğimiz bir egzersiz var. Türkiye genelinde 50 bin nüfus ve üstünde olan 328 belediyede bir saha taraması yaptık. Raporlara dair bir değerlendirme yapma fırsatı bulamadık fakat görünen o ancak 24 Haziran’dan bugüne çok ayrı şeyler gelişmemiş. Ne AK Parti’nin ne MHP’nin ne de CHP’nin oylarında mucizevi bir değişim değil. Ama kararsız bir seçmen var.

Kararsızların oranı ne değin?

Yaklaşık yüzde 25 dolayında ve büyük çoğunluğunu CHP seçmeni oluşturuyor. Çünkü Kılıçdaroğlu gitmedi. Muharrem İnce ile aralarındaki diyaloğun ne durumda olduğuna dair kamuoyuna kendini açıklama edebilecek bir zemin de oluşturmadı. Dolayısıyla CHP’nin ne oluşturacağı da tamamiyle emin değil. CHP’nin seçmenlerini hoşnut etmek gerçekten şiddet, çünkü genele hitap edebilecek, elini taşın altına koyabilecek bir irade yerine, halihazırda “Burası nasıl olsa bizim yerimiz” diyerek herkes muhakkak noktalara aday olma arkasında. Örneğin kesin olarak alınacağı beklentisiyle yüzünden, İzmir’de bir namzet adayı fazlalığı laf konusu.

“AK PARTİ, ÖTEKI PARTİLERİN ADAYLARININ MUHAKKAK OLMASINI BEKLEYEBİLİR”

Son iki tercih sonuçlarına bakarak bu seçimde İstanbul, Ankara ve İzmir’de AK Parti’nin zorlanacağını söyleyebilir miyiz?

Adaylara bağlı diyebiliriz. İzmir’de bir sürpriz beklemiyorum CHP için. AK Parti, İstanbul ve Ankara’da mevcut belediye başkanlarını metal yorgunluğu başlığında değiştirme girişiminde bulundu. Yeni gelen belediye başkanlarının kendilerini bütünüyle açıklama edebilmesi için tatmin edici vakit yoktu. Gerçekten ikisi de kendi ilçelerinde ve kendi bölgelerinde başarılı olmuş, bunu artık büyükşehirde taçlandıracak uygun kişiler olarak tercih edilmiş oldukları için bu anlamda bir avantajları olduğu gibi, fazla kısa bir zamanda kendilerini izah etmek durumunda kaldıkları için dezavantajları da vardı. Buna karşın bu iki belediye başkanı, seçmene dokunabilecek bazı hamlelerde de bulundu. Nitekim tanınırlıklarıyla ilgili manâlı bir yol kat ettiklerini söyleyebiliriz. Dolayısıyla, mevcut makamda oturmaları dolayısıyla ikisi de potansiyel namzet adayıdır.

Peki, AK Parti’deki akım ne yönde? İstanbul ve Ankara’da daha popüler isimler mi aday gösterilecek, yoksa mevcut isimlerle devam edilmesi ihtimali var mı?

AK Parti diğer partilere kadar konumlanmayı önceleyebilen bir parti. Önsezi ve taktik konusunda, öteki partileri yaklaşık olarak okutabilecek dek tecrübeye sahip. Dolayısıyla önce İstanbul’da ve Ankara’da öteki partilerin adaylarını görüp, daha sonra mevcutların devam edip etmeyeceğini veya yeni gelecek şahısların hangi profile sahip olacağını değerlendirerek karar vereceklerdir diye düşünüyorum.

MHP’nin İstanbul ve Ankara özelinde enerjik isimler çıkarması AK Parti’yi zora sokar mı?

Natürel sokar. İstanbul için belki bu şart çok söylenemeyebilir. 2014 seçimlerinde Mustafa Sarıgül genel merkezin belirlediği bir namzet değildi. Kamuoyunun zor kullanarak Mustafa Sarıgül’ü aday yaptığı bir tercih olmuştu. Dolayısıyla yüzde 41’e değin ulaşmış bir CHP vardı. AK Parti de yüzde 48 aldı. Aradaki fark 7 puan gibi görünse de ikili tercihler de bu 3 buçuk puan çağrıda bulunmak. Ankara’da ise 30 bin farkla seçilmiş bir Melih Gökçek vardı. Yani ana tehlike barındıran kent aslında Ankara’ydı. Bugün itibarıyla koşul fazla ayrı yok, çünkü Ankara’da aynı zamanda MHP de güçlü.

MELİH GÖKÇEK ADAY OLURSA NE OLUR?

MHP’nin Melih Gökçek’e adaylık önereceği yönünde haberler çıktı. Taraflar da iyice reddetmedi. Melih Gökçek’in MHP’nin muhtemel teklifine sıcak bakma ihtimali var mı? Böyle bir durumda Ankara’da tablo nasıl değişir?

Kişisel kanaatim, Melih Gökçek’in MHP’nin teklifine sıcak bakma ihtimali olabilir. Çünkü zaten senelerdir Ankara’da kendi partisinin açık havada en fazla desteklendiği taban MHP tabanı. O seçmenle de arasında bir irtibat var. Fakat MHP’nin adayı olması halinde seçimi kazanması pek olası görünmüyor. Kazanamama ihtimalinin yüksek olduğu bir seçime girmek de kendi takdiri olur. AK Parti içinden Melih Gökçek’le ilgili yapılan olumsuz yorumların Melih Gökçek’in vereceği kararda etkili olabileceğini söyleyebiliriz.

“MHP’den namzet olursa Melih Gökçek’in seçilme olasılığı düşük” diyorsunuz fakat Gökçek MHP’de namzet olur ve bununla birlikte CHP ve İYİ Parti ortak bir namzet gösterirse ne olur?

MHP’nin adayı Melih Gökçek olursa, CHP ya da İYİ Parti’nin adayına sonuç bakımından olumlu yönde büyük bir katkı maddesi sağlanır, fakat bunu yıllardır AK Parti’de siyaset yapmış Melih Gökçek yapar mı bilmiyorum. Yani açık açık bu durum muhalefetin değirmenine su taşınmış olur. Bunu da Melih Gökçek’in kabul edebileceğini düşünmüyorum. Lakin siyasette her şey mümkün.

“MANSUR YAVAŞ’IN İYİ PARTİ’DEN NAMZET OLMASI DAHA MÜMKÜN GÖRÜNÜYOR”

Mansur Yavaş ismi oldukça çok zikrediliyor, “CHP’den mi, yahut İYİ Parti’den mi aday olacak?” tartışmaları var. Son kulisler ne yönde?

Mansur Yavaş MHP’den gelen biri. Ilk seçimini MHP adaylığı ile yaptı, ardından kendisini CHP ile gördük. Her seçimde, seçimi alana kadar deneme yapacaksa bu defa sırada İYİ Parti var. İYİ Parti’den aday olması daha muhtemel görünüyor. Kulislerdeki karşılığı da birazcık böyle… CHP’ye daha pozitif yakıştırılıyor lakin profil itibarıyla İYİ Parti’ye daha yakın duruyor. İYİ Parti, CHP’den oy alan bir milliyetçi tabana sahip. Dolayısıyla Mansur Yavaş da tam bu profile oturuyor.

“MHP’NİN DE İÇİNDE YER ALACAĞI BİR MUHALEFET BLOĞU OLUŞMAZ”

Önümüzdeki süreçte Cumhur İttifakı’nda ipler daha da gerilirse, siyasette MHP’nin de içinde yer aldığı bir muhalefet bloğu görme ihtimalimiz var mı?

Böyle bir ihtimal görmüyorum. Meral Akşener’in kurduğu İYİ Parti ile nasıl ayrıldıklarını biliyoruz. diğer taraftan CHP ile aralarındaki diyaloğun durumuna baktığınızda da üst seviye bir olumsuzluk laf konusu. HDP ile zaten bu olası yok. HDP’nin de içinde olduğu bir bloka gereklilik var. AK Parti’ye karşı muhalefet bloku Meclis’te hâkimiyetini ama HDP ile sağlayabiliyor. 7 Haziran seçimlerinde koalisyon kurulamamasının nedeni HDP’nin o blok içerisinde yer almış olmasıydı. O nedenle muhalefet cephesi için oradan bir malzeme çıkmaz.

Geçtiğimiz haftalarda İYİ Parti lideri Meral Akşener, bir takım yasalar konusunda AK Parti’yi destekleyebileceklerini söyledi. Önümüzdeki süreçte AK Parti-İYİ Parti yakınlaşması görür müyüz?

AK Parti’de bu daha olası, çünkü AK Parti, bütün tabanlara hitap eden kozmopolit bir yapıya sahip. Dolayısıyla sinerjisini yaratabilecek kanalları daha geniş bir yelpazeye hitap ediyor. Fakat bugünden yarına böyle bir iletişim olmaz. MHP ile olan beraberlik, bir sürecin sonucuydu. Gelişmeler MHP ile AK Parti’nin birlikte hareket etmesini sağlayacak bir zemine sahipti. Bugün itibarıyla bunun bütün tersi bir pozisyon alabilmek mümkün yok.

Yani “AK Parti-İYİ Parti ittifakı önümüzdeki süreçte mümkün yok” mi diyorsunuz?

“Apaçık” diyebiliriz. Bu konuyla ilgili emin tanımlar gerçekleştirmek zorlama.

“AK PARTİLİ KÜRT SEÇMEN ‘İŞTE BENİM LİDERİM BUDUR’ DEMİŞ OLABİLİR”

Salı günkü grup konuşmalarına damgasını vuran olaylardan biri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türküm fakat Türkçü değilim” sözleriydi. “Biz Türkçülük yaparsak, Kürt kardeşime de Kürtçülük yapma hakkı doğar” diye de ekledi. Bu sözler AK Parti tabanında nasıl yankılanmıştır? Seçimlerde söylem bazında bir etkisi olur mu?

Tam da bahsettiğiniz cümleyi sarf ederken gerçekten liderlerin grup toplantılarındaki metinlerin dışına çıkıldığı bir an yaşandı. Bunlar doğrudan Cumhurbaşkanı’nın o sırada doğaçlama olarak ve mevzunun dışına çıkarak kendini açıklama ettiği sözlerdi. Zaten Erdoğan’ı Erdoğan yapan en önemli özellik bu. O sırada, “Ben bunu neden tartışıyorum? Ben Türküm” diyor. Bu tamamen duygusal ve insani yanıyla paylaştığı bir şart. Türkçü olmadığını ve ırkçılığın dinimizce günah kabul edildiğini dile getirdi. Natürel bu AK Parti’ye MHP tabanından gelmiş olan aşırı milliyetçi kesimi “Andımızla ilgili sorun mu var? Türküm demekte bir sorun mu var?” diyerek bütün hoşnutluk etmemiş olabilir. Lakin bir de MHP ile ittifak sürecindeki bu birliktelik dolayısıyla soru işaretiyle yakında olacak olan AK Partili Kürt seçmenlere ise “İşte benim liderim budur” dedirtip hoşlarına giden bir durum meydana getirmiş olabilir.

Siyaset azıcık da hesap işi. Bu hafta Habertürk yazarlarından Muharrem Sarıkaya, bu süreçte AK Parti’nin “MHP’den gelecek oylar 3-4 puan fakat götürecekleri 7-8 olabilir” diye düşünerek yerel seçimlerde ittifaktan vazgeçtiğini yazdı. Kürt seçmenden gelecek oy artışı MHP’deki kaybı kapatacak düzeye çıkar mı?

AK Parti zaten Kürt seçmenlerde bir oy kaybı yaşamadı. Bunu bölgedeki oylarda AK Parti’ye yaklaşımlara kadar değerlendirebiliriz. Lakin bu sürecin tek başına oy hesabı üzerinden yapılan bir işlem olduğu kanaatinde değilim.

Daha önce “16 Nisan’da ‘Evet’ çıkmasını karşılayan MHP yok Kürt seçmenin oyuydu” demiştiniz. AK Parti MHP’li seçmen yerine Kürt seçmen tercihi yapmış olabilir mi?

Bir seçim yapma durumunda kalınan bir etraf yoktu ama şartlar bugün itibarıyla böyle yorumlanmasına sebep oluyorsa bunun üstüne bir kurgu yapılacaktır. MHP ile birlikteyken, ittifak yaptığınız yerin hassasiyetini de gözetmek durumundaydınız ve bu konuda bir takım söylemlerdeki fazla dozu daha yumuşak ayla getiren bir AK Parti dili oluşmuştu. Bugün itibarıyla Güneydoğu’da HDP’nin dışında tek parti olduğunun gerçekliğini de ortaya koyan bir AK Parti modelinin yeniden ortaya çıkması mümkündür. 16 Nisan’da “MHP’den gelen destek beklenilen düzeyde değildi fakat Kürt seçmenden beklenen kopuş olmadı ve ‘Evet’in geçmesini sağladı” diyordum. Sonraki süreçte AK Parti Kürt seçmenden kopmadı ama daha gürültüsüz bir pozisyon aldı. Şimdi sesini eski haline getiren bir AK Parti modeliyle karşılaşmak muhtemel.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
%d blogcu bunu beğendi: