Mesut Yılmaz’ın Eşi Berna Yılmaz, Oğlunun İntiharının Ardından İlk Kez Konuştu

Mesut Yılmaz’ın Eşi Berna Yılmaz, Oğlunun İntiharının Ardından İlk Kez Konuştu

Türkiye’nin eski başbakanlarından Mesut Yılmaz’ın eşi Berna Yılmaz 10 ay önce oğlu Yavuz Yılmaz’ı kaybetmişti. 39 yaşındaki Yavuz Yılmaz, Beykoz Konakları’ndaki evlerinde, anne ve babasının odasında kendini başından vurarak intihar etmişti.

ANNE YILMAZ, SUSKUNLUĞUNU BOZDU

O acılı günden bu yandan basına izah etme yapmayan Berna Yılmaz ilk önce konuştu. Posta gazetesinden Ateş Gürsoy Cimin’e konuşan Yılmaz, “Yavuz yurt haricen yıllarını daha yalnız olarak geçirdi. Eşimin siyaset hayatı sebebiyle yoğun bir dönemimizdi o zamanlar. Yavuz kendisini yalnız hissetti ola ki ve kendisiyle biraz daha baş başa yaşadı. Ben de şu an baktığımda onu yalnız bıraktığımızı hissediyorum. Olur Ya de vicdan azabı bunun adı” ifadesini kullandı.

İşte Berna Yılmaz ile yapılan o röportajdan bir kesit;

Fazla şiddet bir sınav. Yaşamış bilir sadece. Siz anlatın!

Yaşam, insanı hiç beklemediği anda beklemediği imtihanlarla aleyhinde karşıya getirebiliyor. Bizim de payımıza düşen bu oldu. Böylesine zor, acı bir imtihanla karşı karşıyayız ama tevekkülüz. Mukadderata inanan biriyim. Bu Allah’tan gelen bir hastalık ve yeniden Allah’tan gelen bir netice.

“YAVUZ’UN HUZURU, KENDİ HUZURUM İÇİN DÜŞEY DURMALIYIM”

10 ay oldu. Vakit geçiyor fakat acılar da sanırım ara sıra katlanıyor azalmak yerine. Yılmaz ailesinde neler oluyor?

10 ay oldu. Aralık’ın 17’siydi. Karşılamak o kadar kolay mıydı bu koca günü, ayı. Hayır ve asla. Günler, haftalar geçirmek bilmedi. Şu an konuşmak baskı. Noktayı “Hassasım” diye koyayım (Gözleri doluyor). Bu yaşadığımız şey; sözlere dökülecek değin kolay değil. Ama inanıyorum fakat ne kadar tepede olan durursam ne dek toplum içinde onun gerçekleştirmek istediklerini yapabilirsem pek iyi olacak. Ayrıca kendi huzurum için keza de onun huzurunu sağlamak için. Ailece biz böyle düşünüyoruz. acilen babası yani eşim Mesut Yılmaz, oğlum Hasan ve kızımdan öte gelinim Ceren ve ufak torunumuzla ailece yaşadığımız bu zorlukların üstesinden gelmeye çalışıyoruz.

Yavuz Bey’in en büyük hayali neydi?

Yavuz’un en büyük hayali Şehir Halkı Üniversitesi’nin kurulmasıydı, bu oldu. Benim Mütevelli Heyet Başkanı olduğum bu üniversite için büyük çabalar sarf etmişti Yavuz’um. Onun hayalini gerçeğe dönüştürmenin mutluluğunu yaşıyorum. Üniversitedeki bütün alıştırma arkadaşlarımızla en güzelini, en iyisini yaparak Yavuz’un oradaki huzurunu sağlamaya ve hayalini yaşatmaya var gücümüzle çalışıyoruz.

“OĞLUMU YALNIZ BIRAKTIĞIMI HİSSEDİYORUM”

Erkek çocuklar anneye daha düşkündür. Yavuz Bey’le iletişiminiz nasıldı? Sizinle her şeyini paylaşır mıydı yahut mesafeli miydi?

Yavuz’um içine kapanık bir çocuk değildi. capcanlı, enerjikti. Benimle her şeyini fazlasıyla paylaşırdı. Gizlisi saklısı yoktu. Yalnız Yavuz liseden itibaren yurt haricen okudu. Keza diğer evladım Hasan da öyle. Fakat Yavuz yurt dışarıya yıllarını daha yalnız olarak geçirdi. Eşimin siyaset hayatı sebebiyle yoğun bir dönemimizdi o zamanlar. Yavuz kendisini yalnız hissetti olur ya ve kendisiyle azıcık daha baş başa yaşadı. Ben de şu an baktığımda onu yalnız bıraktığımızı hissediyorum. Şayet de vicdan azabı bunun adı.

Pişmanlıktan ziyade öz tenkit bu yarı…

Evet, bu bir öz tenkit. Çünkü o yıllar çok yoğun bir alıştırma içerisindeydik. Siyaset kolay bir iş değil. Sıradan bir aile gibi yaşayamıyorsun. Her anın yoğun; bazen kendini bile ihmal edebiliyorsun. Dönüp arkana baktığına, “Kendimi ne kadar dikkatsizlik etmişim” diyebiliyorsun. Ben de eşi olarak Mesut’un daima yanına oldum. Çünkü kendisini defalarca iyi sunmak istiyordum. Ha evet çok yoğundum lakin çocuklarımı natürel ki unutmadım. Annelerinin sevgilerini onlardan eksik etmedim fakat farkında olan olamadan yapılan bir ihmalkârlık olmuştur o aşırılık dolayısıyla. Yurt dışarıya almak Yavuz’un kendi tercihiydi. Biz de onun kararlarına defalarca saygılı olduk. Son derece ve defalarca demokrat bir aile olduğumuz için bütün hayatımızı çocuklarımızın kararlarına saygılı olarak ve birbirimizi anlayarak götürdük. Lakin felek Yavuz’u bizden erken aldı.

39 yaşında hayata veda etti, çok genç bir yaşta vefat… Soru sormak bile kuvvet geliyor.

Ölüm demeye hâlâ dilim varmıyor. Çok genç bir yaş ve hele evlattan bahsederken konuşmak kolay olmuyor. 39 yaş düşünsenize! Daha yaşayacak o kadar çok şey vardı ama… Hiç beklemediğimiz, hiç aklımızın ucundan geçmeyen bir şeydi bu. Yaşam bizi beklemediğimiz bir yerden, çok ani vurdu. Kaldırmak da konuşmak da buna ölüm aramak de şiddet fakat ne kuvvet! Ama Yavuz’um rahat içinde uyusun yeter… Bütün duam bu. O hastalık Yavuz’umun ölümüne sebep oldu.

Sara hastalığından bahsediyorsunuz…

Evet, epilepsiyi duymuştum fakat epilepsinin böyle ataklarla felce gelen sonuçlara sebep olabildiğini hiç bilmiyordum. Keşke de bilmeseydim. Yalnızca filmlerden duysaydık ya da…

Böyle amansız bir hastalığa kapıldığını ne zaman öğrendiniz?

2017 Mart ayında kendisi Almanya’dayken öğrendik. Ilk atağı orada geçirdi. Öncesinde hiçbir hastalığı yoktu. Epilepsi hele, yoktu böyle bir şey… Biz o lahza öğrendik. Defalarca kilosunu hazırlamak için mücadele ederdi fakat her zaman fazla dinç bir insandı, spor yapardı. Kaslar ve sinir sistemiyle ilgili bir rahatsızlık olamazdı, bu durum bizi şoke etti.

Almanya’da neler yaşanıyor da epilepsi teşhisi konuyor?

Kardeşiyle orada bir şirket kurmuşlardı ve Yavuz onun başındaydı. Bir gece evinde sabaha karşı rahatsızlanmış ve hastaneye kaldırılmış. Haberi alınca babası hemen yanına gitti. daha sonra orada yapılan tetkiklerde, Türkçe’de ‘iskemik hücum’ diye deyiş edilen bir felç geçirdiği söyleniyor. 15 gün hastanede daha sonra da rehabilitasyon için klinikte kaldı. daha sonra da artık Türkiye’ye dönsün, bizimle olsun istedik.

Daha Sonra ne oldu?

O dönem üniversite için çalışıyordu. Bir gün arkadaşı Erol ile birlikteyken Yavuz düşüyor. Bu ikinci atağıydı onun. MS (Emes) hastalığından şüphelendiler ama değildi ve üçüncü atak da zaten gecikmedi. Biz Amerika’ya gitmeden 15 gün önce. Hastaneden çıktıktan daha sonra dedik oysa, “Azıcık bizde dinlen. daha sonra tekrar yalnız kalmak istersen kendi evine gidersin ama önce iyi ol.” Ama çok iyiydi de. Kendini dinç hissediyordu, sorun yoktu. Hatta böylece ki, biz yurt dışındayken bizim evde eğlence bile vermiş. İki gün öncesi yalnızca…

Hastalık 2017’de başlamış. Ama bu hastalığın çaresi hiç yok muymuş?

Her şey çok kısa sürede gelişti. 2017’nin Mart’ında başladı, 2017’nin Aralık’ında da zaten olan oldu. Sekiz ayda oluyor düşünün tüm bunlar.

İntihar nedeni ayrıntılarıyla bu hastalık mıydı sizce?

Evet, diğer ne olabilir ancak? Çok cesur, çok dinç, çok hayatla barışıktı benim Yavuz’um. Benim tahminim ve inancım şu ki; o çok mükemmeliyetçiydi. Her şey mükemmel olsun isterdi. Kendimce o, bugünü yok yarını düşünerek böyle bir karar verdi. Böyle bir ızdırabı, böyle bir eziyeti ne yaşamak ne de yaşatmak istedi sanki. Çok okuyan biriydi. Gece yarılarına dek okurdu. Dünyanın her yerindeki en iyi doktorlardan görüş alarak hastalığını araştırmış. Gelen atakların sıklaşacağını, vakit içerisinde yetilerinden bir kısmını kaybedeceğini öğrenmiş. Bunu da benimle paylaşmıştı.

“BİR GECE ÖNCE KAHVALTI İÇİN YER AYIRTMIŞ”

Bunu size söyleyince ne demiştiniz ona?

Ben de kabullenemedim. Böyle bir şeyi aklıma bile getirmediğim için “Muhtemel yok oğlum, böyle bir şey olur mu? Kaç kişi bu hastalığı yaşayıp da iyileşti” demiştim. Tahmin ediyorum ancak kendisi çok sağduyu ve gözü kara olduğu için ne bize o ızdırabı kullanmak istedi ne yaşayacağı eksilikleri… Kimseye muhtaç olmamak ve o eksikliklerle yaşamamak için bu cesareti gösterdi.

Siz, “Keşke böyle bir şey yapmasaydı da yatağa düşseydi, ben onun her haline razıydım, yeter oysa yaşasaydı” diyor musunuz?

Ah… Bu soruyla ve cevabıyla kendi içimde o kadar baş başa kaldım fakat… Aynısını daima söyledim kendime. Kararına saygı duyuyorum. Ona nasıl kızabilirim ki, o benim canımdı.

Herhangi bir bunalım, buhran durumu laf konusu muydu?

Yok, hiç yoktu. Yanındaydık zaten biz, süreci defalarca birlikte yaşadık. Fakat eksikliklerinden bıkkınlık yaşıyordu, bunu biliyorum. Bir lahza geliyordu eli titriyordu, bir an geliyordu konuşmada zorluk çekiyordu, bozukluk oluyordu. Lakin doktorlar, bu durumun ilaçlarla geçeceğini söylüyordu. O ise buna inanmamış olacak fakat… Nasıl buralara geldi aklım almıyor. Hatta bu intihar olayından bir gece evvel arkadaşlarıyla ertesi sabah için de Polonezköy’de kahvaltı için yer ayırtıp randevulaşmışlar. Çağrıda Bulunmak oysa hatıralarda daha iyi kalmak istedi. Yavuz’uma katiyen kızamam. İnsan yavrusuna kızabilir mi? O yaptıysa bir bildiği vardır. Ben sadece saygı duyarım. Acım hâlâ geçen günkü gibi fazla taze.

“ALLAH ‘OL’ DERSE OLUR”

Yaşadığınız bu ağır durum size ne öğretti?

bir kere hayatta herkes her şeyi yaşayabilir. “Bu benim başıma gelmez” diye bir şey hiç yok. Kimse ne kınasın ne de dillendirsin. Bir gün bile kimse için hiçbir hadisede “Ay nasıl olur, bana uygu mı?” gibi görüşler içine girmemiştim. Hiç de girmem. Ama insanların da şunu bilmeleri lazım: Evlat kaybeden birincil aile biz değiliz. Evlat kaybeden tek anne de ben değilim. Hastalıkta, kazada, doğumda evlat kaybedenlerin acısıyla, benim acım arasında bir ayrım yok. Ben Mevlana felsefesine inanırım. Allah, “Ol” derse olur. Diyorlar ya, “Başbakan oğluydu. Nasıl yapar?” demesinler. Cümbür Cemaat her şeyi yaşar. Bizim yaşadıklarımıza bakın işte. Hastalık kime nasıl gelir hiç bilinmiyor. Ne para kurtarabiliyor ne de baskı… Tıbbın da biçare kaldığı oluyor. Allah kimselere dermansız rahatsızlık vermesin. Allah kimseye katiyen evlat acısı göstermesin.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
%d blogcu bunu beğendi: