• DOLAR
    5,3647
    % 0,53
  • EURO
    6,0674
    % -0,15
  • ALTIN
    213,7620
    % -0,30
  • BIST
    90.528,64
    % -0,94
Kenan Kocatürk: Yayıncılık sektörü bir kamu hizmeti olarak görülmeli

Kenan Kocatürk: Yayıncılık sektörü bir kamu hizmeti olarak görülmeli

Kenan Kocatürk

Yayıncılık nedir, neleri kapsar? Bir kitap yayına hazırlanırken hangi süreçlerden geçiyor? Korsan yayınlarla nasıl başa çıkacağız? Sabit Fiyat Yasası neleri kapsar? Bu ve daha pek çok merak ettiğimiz soruları yetkili merci, sevgili Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk yanıtladı.

FUARA İLGİNİN ARTMASINDAN ÇOK MEMNUNUZ


– 37. TÜYAP Kitap Fuarı nasıl geçti? Geçen yılla ya da yıllarla nasıl kıyaslarsınız?

Bu yıl fuarı 611.000 kişi ziyaret etti. Döviz dalgalanmaları nedeniyle sektörümüzde yaşanan kağıt sıkıntısının yarattığı üretim sıkıntılarına rağmen, okurlar fuarı ziyaret ederek yayıncısıyla, yazarıyla büyük bir dayanışma gösterdi. Kitap fuarı kültürel çeşitliliği, etkinlikleriyle dolu dolu geçen imza günlerindeki yazar buluşmalarıyla aynı zamanda bir şenlik alanıdır. Fuara gösterilen ilginin artarak devam etmesinden dolayı çok memnunuz.

– Biz aslında hep okur tarafında olunca yayıncılık kısmını es geçiyoruz. Yayıncılık sektörü ile ilgili genel bir bilgi paylaşımı ile başlayalım mı? Neler söylemek isterseniz?

Sektörümüzün kitapçıları, yayıncıları, okurları ve kültürel çeşitliliği koruma altına alan sabit fiyat yasası, KDV indirimi, devletten vergi alacakları gibi kısa vadede çözülebilecek ve uzun vadede çözülebilecek okuma kültürünün geliştirilmesi gibi sorunları var. Eğitim yayıncılığı ve akademik yayıncılık her geçen yıl düşüşte. Yayınlama özgürlüğü ve telif hakları meselelerinde de dünya standartlarında değiliz ve bütün bu sorunlar Türkiye’deki yayıncılığın diğer ülkelerdeki gibi endüstrileşememesine sebep oluyor. Yani Türkiye’de biz yayıncılıktan bahsederken halen “sektör” terimini kullanıyoruz, “endüstri” terimine henüz geçemedik.

SABİT FİYAT YASASI FAYDALI OLACAK


– Peki uluslararası çerçevede yayıncılık nasıl tanımlanır? Fuar açılış konuşmanızda iki temel üzerinde yükseldiğini anlatmıştınız…

Evet, yayıncılık sektörü uluslararası çerçevede yayınlama özgürlüğüyle korunan kültürel çeşitlilik ve telif hakları temellerinde yükselir ve bu iki temel, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesiyle güvence altına alınmıştır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 70. yıldönümünde bu değerler elbette daha da anlam kazanıyor. Beyannamenin 27. ve 19. maddelerinde ifade edilen hak ve hürriyetlerin, yani herkesin kültürel faaliyetlere katılmak, bu faaliyetlerden faydalanmak, fikirlerini açıklamak, herkesin yarattığı eserlerden doğan maddi ve manevi haklarının korunmasının gelişmiş ülkelerde gözetildiğini, bu şekilde demokratik toplumu yaşatırken kültürel çeşitliliği, çoğulculuğu da koruduklarını görüyoruz.

– Yayıncılar olarak sabit fiyat yasası isteğinizden bahsettiniz. Bu konuyu kısaca açıklar mısınız? Nedir sabit fiyat yasası?

Gelişmiş ülkelerde kültür endüstrisinin çeşitliliğini, üretiminin sürekliliğini, yayın sektöründeki satış ve dağıtım ilişkilerini rekabet kanunlarının dışında tutarak koruma altında düzenleyen yasalar var. Bu yasalar yayıncıları ve kitapçıları koruma amaçlı düzenlenmiş yasalardır; kitapçıların ayakta kalması için, bizim ülkemizdeki gibi yıkıcı indirimlerin yapılmasına müsaade etmemektedir. Sabit Fiyat Yasasının geçerli olduğu ülkelerde, kitaplar ilk çıktığında belirli bir zamana kadar yayıncıların belirlediği fiyatın dışında satılamamaktadır.

Hazırlanacak bir Sabit Fiyat Yasasının, kültürel çeşitliliğin gelişmesine ve korunmasına, yayıncılık dünyasına, bağımsız kitabevlerinin güçlenmesine, okuma kültürünün ve dağıtım sisteminin gelişmesine faydası olacaktır. Biz özellikle bu konuyla ilgili çalışıyoruz ve çalışmaya devam edeceğiz.

YAYINCILIK SEKTÖRÜ BİR KAMU HİZMETİ OLARAK GÖRÜLMELİ


– Döviz kurlarıyla birlikte artan kağıt fiyatları yayıncılığın zor günlere girmesine sebep oldu. Sanıyorum Balıkesir’de bir yerli kağıt fabrikası kurulması söz konusu idi. Yerli kağıda geçilmesi konusunda düşünceniz nedir? Yayıncılar Birliği olarak bu konuda çalışmalarınız var mı?

2016 yılında kağıt ithalatımız 2 milyar 684 milyon iken 2017 yılında bu rakam 3 milyara yaklaşmıştır.  Kâğıt, boya ve tutkal gibi ithal girdilerde yaşanan yükseliş yayıncıların maliyetlerini yüzde 80 arttırmış, kitap basımında kullanılan kâğıdın tonu 2017 yılında 750 Euro iken, ithal edilen kitap kağıdı 2018 başında 825 Euro olmuştur. İthalata bağlı olan kağıt dövizdeki değişimler nedeniyle de %80 artışa neden olan kağıt fiyatı sonuç olarak yılbaşından Ağustos ayına göre %95 artış göstermiştir. Yayıncılık sektörü bir kamu hizmeti olarak görülmeli, kültür yaşamının zenginleştirilmesi amacıyla desteklenmelidir. Kağıtta yerli üretim için seferberlik yapılmalı, yerli üreticiler desteklenmeli ve sektör ithalata bağımlı olmaktan kurtarılmalıdır.

– Bir kitabın yayına hazırlanma sürecini bizimle paylaşır mısınız?

Hazırlık sürecinde aslında bir “dosya”dan bahsediyoruz. Ve kitabın niteliğine göre değişen bir ya da birkaç koldan aynı anda yürüyen bir süreçten… Öncelikle çevirmen, yazar, illüstratör ve söz konusu diğer hak sahipleriyle yayıncı arasında bir telif sözleşmesinin olması gerekir. Çeviri eserlerde elbette bir çeviri süreci oluyor, sonrasında çevirinin düzeltilmesi, kitabın editörlük kısmının aktif şekilde işlediği sürece geliyoruz. Birebir yazarla çalışılan durumda editörlük süreci yine işler, yazarla iletişim halinde işleyen bir süreçtir bu. Çocuk kitaplarında illüstrasyonun devreye girmesiyle görselliğin farklı boyutlarıyla değerlendirildiği bir başka süreç de işler. Dosyanın okumalarının yapılmasıyla eş zamanlı olarak kapak tasarım alternatifleri, arka kapak yazısı ve diğer pazarlama stratejileri üzerinde çalışılır. ISBN ve bandrol alınır, ardından baskıya geçilir.

PROJELER DESTEKLENMELİ VE SÜREKLİLİĞİ SAĞLANMALI

 

– Okuma kültürümüzü nasıl değerlendiriyorsunuz?

3-5 Mart 2017 tarihlerinde düzenlenen Kültür Şurası’nda ve 10-11 Mayıs 2018 tarihlerinde düzenlenen 6. Ulusal Yayın Kongresinde yayıncılık adına çok önemli kararlar alınmıştır. Bu büyük buluşmalara yayıncılar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileriyle akademisyenler katılım göstermiş ve birtakım kararlar alınmıştır. Bu kararları hayata geçirmek için halen çalışıyoruz.

Ancak, Milli Eğitim Bakanlığının açıkladığı 2023 Eğitim Vizyon Belgesinde ne yazık ki okuma kültürü, kitap, kitaplık ve okul kütüphaneleriyle ilgili bir içerik göremedik. Vizyon belgesinde olmasa dahi bu konuya eğilmemiz gereklidir.

– Geliştirmek için neler yapmalı?

İlgili kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, ülkemizin büyük şirketleri, yazar ve yayıncılarının elbirliğiyle bir okuma kültürünü geliştirme seferberliği başlatmamız şarttır. Biz yayıncılar olarak bu büyük seferberlikte üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazırız. Ancak sosyal devlet olmanın bir gereği de başta çocuklarımız olmak üzere toplumumuzun okuma kültürüne destek olmaktır.

Geçmişte İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen Yazarlar Okullarda gibi bir dizi önemli proje ve atılım yayıncılık sektörünün büyümesi yönünde destek olmuştu. Benzer projelerle yayınevlerinin ve yazarların okullarda öğrencilerle buluşmaları sağlanmalı, bu projeler desteklenmeli ve sürekliliği sağlanmalıdır.

ÖNÜMÜZDEKİ EN ÖNEMLİ GÖREV, OKUMA KÜLTÜRÜNÜ GELİŞTİRMEKTİR


– Sizce kitap okuyan ve okumayanlar arasındaki farklar neler? Aslında bu konuda yapılmış araştırmalar varsa, bilimsel veriler de öğrenmek isterim…

Bilindiği gibi ülkemizin de kurucularından olduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD), 15 yaşa uygulanan ve en son 2015 yılında yapılan PISA uygulamasına göre Türkiye 72 ülke arasında matematik alanında 49’uncu, okuma yeterliliğinde 50’nci ve fen bilimleri alanında 52’nci sırada.

Tüm gelişmiş ülkelerde çocukların kendi dilinde okuduğunu anlamasının en önemli yolu, okuma kültürüdür. Önce ailelerden başlayan okuma alışkanlığı daha sonra okullarda öğretmenlerin çocukları kitapla, kütüphaneyle yakınlaştırıp kitap okumalarını teşvik etmesiyle devam ediyor.

Kitap okumayan çocuklar normal bir cümleyi 45 saniyede anlayabiliyorken, bu süre kitap okuma kültürü edinmiş çocuklarda 13 saniyeye düşüyor. Bu tespitlerden sonra açıktır ki şimdi önümüzdeki en önemli görev, okuma kültürünü geliştirmektir.

– Okumak demişken, bu benim görüşüm aslında, kütüphanelere ilgi azalmış gibi. Bunu yayıncılık tarafından nasıl değerlendirirsiniz? Öyleyse neler yapmalı?

İlk ve orta öğretimde sınıf kitaplıkları ve okul kütüphaneleri kurulmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı kütüphanelere kitap alımı için bütçe ayırmalı, Kültür Bakanlığı’yla koordineli çalışmalı. 2016 yılı TÜİK verilerine göre Türkiye genelinde 1146 adet halk kütüphanesi var. Geçtiğimiz yıllarda 12 milyon TL civarında bir ödenek ayrıldı. Bu rakam, Almanya’nın bir kasabasındaki kütüphaneye ayrılan kitap alım bütçesine eşit. Kültür ve Turizm Bakanlığı, hem halk kütüphaneleri sayısını hem de kitap satın alma bütçelerini artırmalıdır. Ülke olarak 180’den fazla sayıya ulaşan üniversite kütüphanelerinin hem nitelik hem nicelik olarak zenginleşmesini de mutlaka gerçekleştirmeliyiz.

FOTOKOPİYLE YASADIŞI ÇOĞALTMA DA BÜYÜK SORUN


– Türkiye’de korsan yayınlarla ilgili alınan önlemler nedir?

Türkiye’de korsan kitabın yanı sıra fotokopiyle yasadışı çoğaltma da büyük sorun. Korsan yayın ve fotokopi konusunda Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde kurulmuş olan yayıncı meslek birlikleri yetkilidir. Meslek Birlikleri, temsil ettikleri yayıncılara ait kitaplarla ilgili olarak korsan yayın yapan veya yasadışı fotokopi çeken yerlere avukatları ve İl Denetim Komisyonları aracılığıyla baskınlar düzenletir, dolayısıyla hak takibi yapar ve yasalar ve mevzuat çerçevesinde hak ihlallerinin önüne geçmeye çalışır. Esasen bandrol kullanımı korsan yayınların sayısını azaltmış ve sistemi kontrol altına almıştır ancak maalesef korsanı tamamen engelleyemiyoruz. Fotokopi konusunda da Milli Eğitim Bakanlığının okulları ve öğretmenleri bilinçlendirmesi gerekmektedir.

– Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu tasarısının kabulünü istiyorsunuz. Bu yasayı anlatır mısınız bize?

Bugünün ihtiyaçlarını karşılamayan ve yıllardır üzerinde çalışılan bir yasadan bahsediyoruz. Yeni yasanın, dijitalleşmenin artmasıyla yaygınlaşan dijital korsanlığı ve yaygın fotokopi korsanlığını engelleyeceğini umuyoruz. Yasanın, dijital dünyada gelişen yeni iş modellerini kapsaması, hak yönetimi aracılığıyla telif haklarını koruyarak kayıpları engelleyecek şekilde düzenlenerek yaratıcı sektörlerin ihtiyacını karşılaması da beklentilerimiz arasında.

YARATICILIĞIN ÖNÜNDEKİ VERGİ YÜKLERİNİ AZALTMALIYIZ


– Yayıncılar uygulanan KDV’den de mustarip dedik; bu konudaki değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız?

Yayıncılıkta üretimde %8 ila 18 arasında olan KDV ile satıştaki %8’lik KDV yüzde 1’e indirilmelidir. Basılı ve dijital kitap satışlarında uygulanmakta olan KDV oranı %8’dir. Kitabın üretim aşamasındaki girdiler kâğıt hariç (Kuşe kağıda basılanlar hariç), dizgi-film-kapak kartonu-baskı-cilt-ambalaj-nakliye-tasarım vb %18 KDV oranına tabi. Üretimle satış KDV’si arasındaki bu fark yayıncıların devletten 500 Milyon TL civarında KDV alacaklarının birikmesine neden olmuştur.

– Tabii bir de yazar ve çevirmenlerin gelir kaybı var…

Yaratıcı endüstrilerin geliştirilmesi için ve çeşitliliğin arttırılması için yaratıcılığın önündeki vergi yüklerini azaltmalıyız. Yayıncıların telif hakkı ödemelerinde mükellef olduğu %17 gelir vergisi stopajı ve sorumlu sıfatıyla beyan edilen %18 KDV’nin yarattığı kayıplar giderilmelidir. Gelir Vergisi ve KDV kanunlarında eser sahiplerini vergiden muaf tutacak düzenlemeler yapılmalıdır. Yayınevleri bu vergileri yazarlara, çevirmenlere ve çizerlere hak edişlerinden kesip devlete peşin olarak ödemektedir. Bu durumdan en önce eser sahipleri zarar görmekte, gelirleri düşmektedir. Yaratıcı endüstriler, bu vergi yükü ağırlığını taşıyamayacak duruma gelmiştir.

– Örnekleyebilir misiniz?

Örneğin, bir yazarın yılda yaklaşık bir kitap yazabildiği düşünülürse, bu kitaptan elde edeceği ortalama 3.000 TL tutarındaki telif geliri %17 gelir vergisi ve %18 KDV ile toplamda %35’lik yani 1.050 TL’lik bir kesintiye uğramakta ve yazarın net kazancı 1.950 TL’ye düşmektedir.

Bir çevirmenin yılda ortalama 3-4 kitap çevirisi yaptığı göz önüne alındığında, elde edeceği 15.000 TL’lik gelirden yapılan 5.250 TL tutarındaki vergi kesintisi, net kazancını 9.750 TL’ye düşürmekte, aylık kazancı 812,50 TL olmaktadır.

E-KİTAP BİR KÜLTÜR ÜRÜNÜDÜR

 

– Kitapların da dijital dünyaya taşınıyor olması konusundaki düşünceleriniz nedir?

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de dijital yayıncılık hızla gelişecek ve yayıncılık sektörü içinde önemli bir pazar payına sahip olacaktır. Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda dijital yayıncılığı düzenleyecek açık ve net hükümler getirilmeli ve AB Bilgi Toplumu Direktifi ile uyum sağlanmalıdır. Sahibi belirsiz eserlerin kullanımı da yeni yasa tasarısında net olarak belirlenmelidir.

E-kitap bir kültür ürünüdür, çoğaltma ve yayma haklarının kullanımına bağlı, basılı ya da CD kitaplar gibi bir çoğaltma yöntemidir. Vergiyle ilgili indirim talebimiz elbette e-kitap için de geçerlidir.

– Bu konuda sizce neler yapılmalı?

Türkiye’de dijital yayıncılığın hukuki ve mali çerçevesi düzenlenmeli, dijital ortamda yayınlama özgürlüğü konusunda İnsan Hakları Sözleşmelerine, AB Bilgi Toplumu direktiflerine ve AGİT raporlarına uyulmalıdır. Dijital kütüphaneler ve bilgi veri tabanları geliştirilirken hak sahiplerinin çıkarları korunmalı, telif hakları gözetilmelidir. Dijital içerik yaratımı, üretim ve yönetimi eser sahipleri ile işbirliği içinde ve yayıncıların denetiminde yürütülmelidir. Milli Eğitim Bakanlığı dijital yayıncılığı destekleyici düzenlemeler yapmalı, dijital ortama ilişkin yasal mevzuat netleşmeli, özel yayınevlerinin dijital eğitim yayıncılığı yapması özendirilmelidir. Dijital yayınların, dağıtım, satış ve pazarlamasında eser sahibi, yayınevi, dağıtım şirketi ve kitabevlerinden oluşan temel dokusu değiştirilmeden geliştirilmelidir.

– Son olarak bir de yayıncılıkta kültürel çeşitlilik konusundan bahsedelim mi?

Yayıncılık, ülkemizin taraf olduğu Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi Sözleşmesi’nin uygulamasında ana taşıyıcı sektördür. Bu sözleşmenin hayata geçirilmesinde yayınlama özgürlüğü vazgeçilmez ön koşuldur. Yayıncılık, kültürel çeşitliliğin ve yayınlama özgürlüğünün bağımsız yayınevlerini, bağımsız kitabevlerini koruyup yaşattığı, okurun kitaba her durumda erişebildiği bir ekosistemdir. Kitap fuarları da bu ekosistemin bir parçasıdır; yazarların, yayıncıların kitap fuarlarından dışlanmaları ve yasaklamalar kültürel çeşitliliğin gelişimini engeller, sektörün tüm bileşenlerine zarar verir.

Damla Karakuş: Teşekkür ederim…

Kenan Kocatürk: Ben teşekkür ederim…

*

Damla Karakuş

[email protected]

Instagram: biyografivekitap

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
%d blogcu bunu beğendi: