• DOLAR
    5,3416
    % -0,01
  • EURO
    6,0949
    % 0,33
  • ALTIN
    214,4078
    % -0,07
  • BIST
    91.329,35
    % 0,28
Haberler > Televizyon > Aslı Şafak işin aslını anlattı – Magazin haberleri Aslı Şafak işin aslını anlattı

Haberler > Televizyon > Aslı Şafak işin aslını anlattı – Magazin haberleri Aslı Şafak işin aslını anlattı

Aslı Şafak…
Bloomberg HT’de ‘3. Seans’, ‘Günden Kalanlar’ ve ‘Aile Ekonomisi’ adlı programları yaptı.
İngiliz araştırma şirketi XSights’un gazetecilere ve halka sorarak yaptırdığı araştırmada ekonomi alanında en iyi kadın gazeteci’ seçildi. Millet arasındaki unvanı ‘Ekonomiyi sevdiren kadın oldu.
Yaptığı programlarla mali okur yazarlığa katkılarından nedeniyle FODER ödülüne laik görüldü.
‘Memleket insanının pragmatik tavrını mizahi dille’ olarak tanımladığı ‘Bana Bana Her Zaman Bana’ adlı kitabı bulunuyor. 

Aslı Şafak derhal de Bloomberg HT’de hafta içi her gün saat 20’de yayınlanan ‘Aslı Şafak’la İşin Aslı’ adlı talk show programında ekranlara yıldız tozu serpiştiriyor.

Eğlence ve sanat dünyasının tanınmış isimlerini programında ağırlayan Aslı Şafak, kendine has uslubu ve neşelendirici sorularıyla işin aslını konuşuyor.

Aslı Şafak, Habertürk’ten Mehmet Işine Düşkün ile yaptığı röportajda kendisi ve yeni programı hakkında işin aslını anlattı.

Televizyon programı yapımcılığı kariyerinizden başlayalım. Nasıl, ne süre ve neden başladı?

1990’da TRT ile başladı. Ekonomi muhabiri olmayı fazla istiyordum. En büyük hayalim o dönemdeki Milliyet’te ekonomi muhabirliği yapmaktı. Bir gün babam dedi ancak; ‘Akıllı davran, özel televizyonlar açılıyor. Elin yüzün düzgün, televizyona gir. Ne yapacaksın gazetede olup?’… O süre Kerim Aydın Erdem genel müdür. Arkadaşıydı. Seynan Levent vardı. ‘Akşam’a Doğru’yu ve ‘Gün Başlıyor’u yapıyordu. Onun yanına başladım. Dere getirip götürüyordum, süsleme kuruyordum. Ayak işleri ve ne varsa onları yapıyordum. Sonradan Seynan Levent dedi ki; ‘Senin elin yüzün düzgün. Gel anket köşesi yapalım. Sen de çık oradan numara ver.” O Kadar başladı. Ondan sonraki dönemlerde habere geçtim, muhabir oldum. Sınava girip parlamentonun haberlerini yaptım. Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı muhabirliği de yaptım ekonomi muhabirliği de. Tüm o Ankara’nın gazetecilikte pişme alanlarında çalıştım. Sonra akşamları Avrupa Birliği ile ilgili program yapmaya başladım. Arkasından da 2001’de sabah kuşağı, haber kuşağı… Derken eşimin işi dolayısıyla 2003 – 2010 yılları Londra’da yaşadım. Oradan da muhabirlik yaptım ve Daily News’a yazdım. Daha Sonra da 2010’da Bloomberg HT kurulduğunda dediler oysa ‘Oradan bize bağlansana’… Bağlanmaya başladım, oradan da gülünç gülünç deli çılgın anlatıyordum. Sonradan da ‘Sen buraya gelip anchorlık yapsana’ dediler. Geldim o kadar, 8 yıl baştan başa Bloomberg HT’de ekonomi anlattım. Hemen de ‘Aslı Şafak’la İşin Aslı’yı yapıyorum.

Ekonomiye merakınız nereden kaynaklanıyor?

Üstteki kat komşumuzun oğluna âşık olmuştum.

Ekonomist miydi?

Üniversitede siyasal ekonomiye girmişti. Ben de dedim ama ‘O bölüme gireyim’… Bu doğru. Benzer bölüme germek istememin 40’lık bölümü bu şekilde. Bu bölümlerde şöyle bir durum var; sahiden orada hakiki gazeteciliği öğretmiyorlar. Çünkü hocaların hiçbiri gerçekte gazeteci değil. Ben de dedim ki; ‘Bunu alaylı olarak öğrenirim fakat bir tane uzman gazeteci edinmek için bir bileziğim olsun kolumda’… O zamanlar üstelik bana şöyle geliyordu; ekonomi muhabiri olduğun süre millet da fazla anlamıyor ya, hani bir şeyin uzmanı gibi havalı geliyor. Keza bir taraftan üstteki kat komşumuzun oğlu Levent bir de havalı olma çabalarıyla o bölüme girdim.

Bunların sonucunda ekonomiyi sevdiren kadın olarak nam saldınız. Nasıl sevdirdiniz? Sizin alametifarikanız, işin aslı neydi?

Çok can sıkıcı çünkü ekonomi. Bize öğretilen haliyle Bologna Kriterleri deniyor bizim okullarda, Bologna Üniversitesi’nin kriterleriyle okutuluyor. böylece can sıkıcı ama. Ben bunu dinlemem ekran başında olsam. Televizyonda evet haber vereceksin, öğretici olacaksın da hayat böyle geçmiyor. Akşam 5 ile 6 buçuk arası, bir buçuk saat ekonomi anlatıyorum. Şimdi 5’te ırk bezginlik, işlerinden çıkıyorlar, arabalarında radyoları açık. Trafikteler, eve gidip yemek yapma derdinde. Bütün gün baştan başa halsiz. Buna bir formül bulmam gerekiyordu. Ben bunu nasıl anlardım, nasıl izlerdim? Kendim nasıl anlarsam, öyle anlattım. Çünkü geldiğim vakit, ben makro ekonomiyi biliyordum lakin finansı bilmiyordum. Hiç İstanbul’da yaşamadım hiç finansla ilgili bir meslek yapmadım. Doları farklı, tahvili öbür, borsası bambaşka, diğer bir dünya. Ben Ankara ekonomisini biliyorum. Bunu öğrenmek için fazla gayret ettim, çabaladım. Öğrenirken de çalışırken de nasıl öğreniyorsam onu anlattım. Komik anlattım. Grafiğe bakıyorum, grafik besbelli. Günlük 10 yıllık senet grafiği. Minareden beygir beni in altında tut beni formasyonu var. ya da işte, adam kuru fasulyeyi fazla kaçırdığı için öğle uykusunda horlayarak uyuyan Meksikalı formasyonu. Onu böyle görüyorum. Böyle anlatım fazla tutuldu garip bir şekilde. Tutulan diğer bir şey de kırmızı rujum ve kâkülümdü çok ilginç. Bundan Böyle öyle fakat yatırımcılar o gün kırmızı sürersem alıyor, sürmüyorsam satıyor, siyah giyersem alıyor bilmem ne giyersem satıyordu. üstelik kâküller. Çoğu kız çocuğu, üniversitede ekonomi yazdı o programlarla. bir de kâkül kestirdiler. Fazla acayip bir şey oldu. Tematik bir kanaldan çıkmak daha beyaz yakalının izlediği bir kanaldan çıkmak, ev kadınları belediye işçileri, çok insan beni görüp koşup geldiğini biliyorum. Temizlik işçisi diyor oysa “seni izliyorum.” Bu koskocoman bir mutluluk. Benim için başarı, bilmem ne kadar reyting değil natürel bunlar da kayda değer veya şu kadar maaş almaktan ziyade absürt bir şey yaratabilmek. Orada beyaz yakalıya anlattığın ekonomiye, temizlik işçisi koşarak geliyor. Bu kendimce çok absürtlük ve paha biçilmez bir şey. Memleketin bütün ihtiyacı olan bir şey olduğunu düşünüyorum. Kibirli olmadan fark yapmadan, herkese varmak çabası. Bana salak diyenler oldu. O çok iyi ekonomi finansı bilenler. Ekşi Sözlük’te “bu ne anlar, torpiliyle mi orada duruyor, illaki çok yakın, patrondan torpili var” diyenler oldu. Bunların hiçbiri yok. Ama şuna teşekkür ediyorum. Evet benim genel müdürüm Cem Coşkun, benim patronum arkamda durdular. Kendim gibi olmama müsaade ettiler. Etmeyebilirlerdi. Çünkü ben orada argo konuştum “hadi naş” diye. ya da bir tweet geliyor “Allah senin tependen baksın, boyun devrilmesin” diye tweete cevap veriyorum. Beni aralıksız gömen tweetleri okudum, hiç övenleri okumadım. “Sen ölsene diyor” onu okuyorum. “Ay ben öleyim” diyorum. Bunlara izin verdiler, kendim gibi olmama sağ olsunlar. Bu da bir alan yarattı, kendi içinde habitatını yarattı. O 8 yıl fazla hoş yıllardı.

Parlamento muhabirliğinizi azıcık anlatır mısınız?

Ne söylediğiniz değin nasıl söylediğiniz de önemli. TRT’de var olmak da fazla zordu. Dilim sivridir dobrayımdır. Ama bunu söyleme yöntemini bulduğunuz süre, Cemil Çiçek’e gidiyorum, yarın sabah yayına geliyor. Abdulkadir Aksu’ya gidiyorum, geliyor. Abdullah Gül ile röportaj yaptım, cumhurbaşkanıydı. Demirel ile görüşme yaptım, cumhurbaşkanıydı. Tansu Çiller ile mülâkat yaptım, başbakandı. Beni tanımıyorlar. Onların sürekli seyahatlerinde değilim. Şuna çok inanıyorum. Bunu bana babam öğretti. O da paha biçilmez, kriterleri olanı ahlak prensipli bir gazeteciydi. “Hayalini küçük alıkoyma. Onu istiyor musun? Yaparsın. Yolunu bul.” Öyle ya da böyle bir şekilde ne bileyim, koridorda rastlıyorum, kapısında bekliyorum. Bir şekilde kabul ediyorlar, ilginçtir fakat. Parlamento muhabirliği fazla can sıkıcı görünen, ekonomi dek bıktırıcı görünen ama fiilen devleti ve dengeleri anlamada çok tezgâhtar olan bir şey. Bana efendimli, tayyörlü bir adab geçti mi hayır. Pek bir Ankara, devlet geleneği geçmedi, geçmesi gerekmiyor. Ben bürokrat değilim. Kendi üslubumla sorumu sordum. paha biçilmez yayınlar yaptık oradan. Tüm tercih yayınlarını yaptım. Yalnızca ve yalnızca ekran başındaki insanı düşündüm bütün işimi yaparken. Bu nasıl sıkıcı olmaz? Nasıl izlenir? Benim derdim herkese izletmek, 3 yaşındaki çocuk da dahil.

‘Aslı Şafak’la İşin Aslı’nı nasıl tanımlayabiliriz?

Hiç büyük büyük laflar etmeyeceğim. Bir kalbim var. Toplum bölünmemeli diye düşünüyorum. Cümbür Cemaat birbiriyle mutlu olabilmeyi öğrenmeli, saygı duyabilmeli diye düşünüyorum. Oradan geçen görme engelli biri düştüğünde, insanlar yüksek sesle utanmadan “ah yazık” diyememeliler. Kimse kimseyi ufak görmemeli. Herkes birbirini anlamaya çalışmalı. Sadece insan olduğu için saygı duyup sevmeli. Ona inandığım için, bunu bütün kalbimle söylüyorum, bunu yapmak istiyorum. Tek isteğim bu, kalbe dokunmak. bununla beraber de şöyle bir cüretim de var. Ekonomide nasıl oysa herkes bunu izlemeli, gideceğim ve yapacağım dedim. Böyle anlatılmalı, günün yorgunluğu böyle giderilmeli ve ırk böyle izler ekonomiyi diye düşündüm. Şimdi bunu yapmak istiyorum. Kadından talk-show’cu olur. Zeki, esprili, hazır cevap, duyarlı, sorgulayıcı kadınlar var. Hazırcevap, lafı yapıştıran kadınlar var. Eğlenceli kadınlar var. Yalnızca erkeklere has bir dünya değil bu. Tabii ama bunları yaparken, kalbe değmek, bir şeyler vermek kayda değer. Tabii bunun yanında, televizyon netice itibariyle mektep değil. Eğlenceli almak da kayda değer. Bayan talk-showcu olabileceğini de uygulamak istiyorum. Nasıl oysa ekonomide bunu yaptım, burada da benzer şeyi yapmaya çalışıyorum. Hem bizim kanalımız, tematik bir kanal gibi görünüyor, Bloomberg HT. Fakat prime-time kanalı işi yapıyoruz bu programla. O tematiklikten çıkarak. Ve daha yolu, bence, açık olacak. Şimdi yapımcımız Şafak Bakkalbaşıoğlu ve Mahperi Uçar ile çalışıyoruz. BBO yapım. Bu işin profesyoneli ırk. Bu camiada saygın ırk. Onlarla amaçlamak da çok eğitici. Ben de fazla şey öğreniyorum. Onlar bana öğretiyor. Bu dünya benim için yeni.

Ekonomiden ayrı bir alana geçtiniz. Ne hissediyorsunuz?

Ilk bir ay annesi kadar ilkokul birinci sınıfa bırakılmış çocuk gibiydim. “Allah’ım ben nereye düştüm!” diyordum. Şafak diyordu “Düşmek demesek buna.” Bu sahnedeki bana da alışıyorum. Bu sahnedeki beni de görmeye başladım. Onu gördükçe daha eğlenceli ülkü geliyor işin matematiği. Fazla daha iyi olacak bunu biliyorum. Net bildiğim bir şey. Fazla güzel şeyler olacak. yavaş yavaş ben kendimi tanıdıkça, konukları tanıdıkça. Şunu hissediyorum, misafir beni tanımıyor. Geliyor meşhur biri, nereden tanısın beni. Anca ekonomi izleyenler biliyor. Önce, birincil 10-15 dakika bir sorguluyor, sonrasında bakışı değişiyor. Giderken “hayatımda katıldığım en iyi programdı. Bana hiç böyle sorular yöneltilmemişti” diye gidiyor. Bu çok mutlu ediyor beni. İçimden “Helal kızım sana” diyorum.

Siz başka bir pencereden bakıyorsunuz…

Evet çünkü öbür taraftan bakmayı bilmiyorum. bundan başka ben onu merak etmiyorum. “Falancaya şunu söyleteyim de evliliği veya boşanması” ya da “çocuk düşünüyor mu” bana ne. Bana ayıp geliyor. Farklı bir yerden bakıyorum. Ortaya ayrı bir yemek çıkıyor. Sosu başka içeriği diğer. yavaşça o satrancı sevmeye başladım. bundan başka bir şey yapmaya başladık, zıt köşe yapıyoruz. Diyelim fakat beyin cerrahlarıyla konuşurken yanlarına Ivana Sert’i olmak. Cahit Berkay ile Nejat Yavaşoğulları geliyor. Alalım karşımıza bıdı bıdı konuşalım yok, zıt köşe. Onun yanına bunu, bunun yanında onu yapıp birazcık diğer şeyler de konuşmak. O yavaş yavaş oturuyor. Şöyle bir şey var, “ünlüler tek kazanç.” Hiç öyle bir şey olmuyor. Kimi çağırsak geliyor. Tarkan’dan bahsetmiyorum natürel. Şu güne dek “Ben yeniyim, ben onun adını duymadım” değil, geliyorlar.

Onlar da farklı pencereden bakan biriyle sohbet etmekten hoşlanıyordur…

Bilmiyorum oysa. Lakin şunu biliyorum hayatta, televizyonculuk bir şey yok. Fazla da büyütmeyelim yaptığımız işi. Bugün varsın yarın yoksun. Yaptığın iş kansere çare bulmak yok topu topu her akşam bir saat yayın yapmak yani. Küçük dağları ben yarattım falan, böyle bir dünya değil. Onun içinde sadece seyirciye verdiğim duyguyla ilgileniyorum. Seyirci seviyorsa, kalbi bir şekilde kıpırdıyorsa budur kayda değer olan. Bana karşısında bunu hissediyorsa ve bir mimikle izliyorsa, gülüyorsa bence o paha biçilmez bir şey. Onu kaybetmemek gerekiyor.

İzleyiciye özellikle ne aktarmak neyin altını çizmek istiyorsunuz?

Koca evrende minicik bir nokta olduğumuzu ve bir gün öleceğimizi. 7 buçuk milyarda biriz ve bir gün öleceğiz. Kavga etmeyelim, insanları küçümsemeyelim. Bilinçaltı kibirlerimizin bir farkına varalım. Dilimize hâkim olalım. Okuyalım. çok değerli bir kitap köşemiz var. Gelen her konuk, onun hayatını değiştiren, etkileyen kitabı getiriyor. Bunun üzerine üç cümle bir şey yazıyor. “Sevgili okur, ben bunu böyle böyle okudum ve böyle oldu.” Biz onu ocak ayında bir kampanyayla hayranlarına, üniversite öğrencilerine dağıtacağız. Türkiye’nin her uygun. Ben kendi kitaplarımı da getirdim. Yüzlerce kitabımız var içeride. Ve gelen her ünlünün en fazla sevdiği şey bu oldu. Büyük heyecanla geliyorlar. Mesela Işıl Yücesoy, üç gün kütüphanesini aşağı indirmiş. Dedi ki “Kalbim çarpıyor.” Bu onları şahane etkiledi. Bunu yapıyoruz. Daha diğer ne yapabilirim oysa? Ne yapacağım ancak? Ekrandan kalplerini mi çare edeceğim? Ben Mehmet Öz müyüm? Ben bunu yapabilirim.

Mesleğiniz adına bugüne değin öğrendiğiniz en kayda değer öğüt ne oldu?

Bir hiçsin sahiden. Kolektif bir bilinç olması gerekiyor. Cümbür Cemaat kadarsın, cümbür cemaat gibisin ve herkesin içinden geçiyorsun. Siz de benim içimden geçiyorsunuz. Ben de sizin içinizden geçiyorum. Bir o. İki, kendin ol. Ekranda kendin ol. Diyorum ya, çok şanslıyım bana bu imkânı verdiler. Kendim olmak… Tek öğrendiğim şey bu. Hiç manâlı yok, bilmiyorsam bilmiyorum. Ekonomide de bu böyle. Cüneyt Başaran’a elli kez anlattırdığım bir konu var, “Bir dakika dur anlamadım” diye… Tweetler geliyor, “Bir anlasaydın bir sıkıntı” biçiminde… O Kadar bir mış gibinin yeri yok televizyonda. Böylece bir kibrin yeri değil. Pek biliyormuş gibinin, dünyanın altını üstüne getirmiş de her naneyi yapmış da aydınlatılmış yazmış da böyle bir şey yok. Bilmiyorum. Küçücük bir canım ve öğrenmeye çalışıyorum. Kendimi hala öğrenmeye çalışıyorum. Kendi kendime bir challenge yarattım burada. Cüretkâr bir şekilde kulvar değiştirdim. Kendimi burada tanımak için. Kendime başka bir hediye vermek için. Dolayısıyla ben de öğreniyorum. Neleri yanlış yapıyorum neler içten. Bu en çok öğrendiğim şey, kendim almak. Haberinde de insan kendidir. Mehmet Gayretli’ın haberine bakan, haberdar olan “Bu Mehmet’in haberi” der. Altında o imzayı görmeyen biri bile “Bu Mehmet’in haberi” der. Bunu demiyorsa, bir sorun vardır. İşimizi değerli ve ayrı kılmamız gerekiyor. Babam böylece derdi; ‘Mimar ol, doktor ol, hamal ol, çöp topla. Ya en farklısı ol ya en iyisi ol. Ayrım yarat, bir şey yap. Ruhunu kat.’ Ben bunu öğrendim. Birincil günden beri bunu yapmaya çalışıyorum. Bence tabii naçizane.

 

GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ bloomberg ht aslı şafak aslı şafak ile işin aslı mehmet çalışkan

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
%d blogcu bunu beğendi: