Erol Olçok’un eşinden darbecilere: Pişmanım deselerdi ben hakkımı helal ederdim

Erol Olçok’un eşinden darbecilere: Pişmanım deselerdi ben hakkımı helal ederdim

Defalarca bekledim. Nedense elim telefona gitmedi. Bir yerde tanışacağız biliyordum, hissediyordum. Çok sevdiğim bir dostumun düğününde gördüm ilk kere. O anda her şey bir kenara, yaşanan tüm yalan maskelerin ötesinde samimiyetin sirayet ettiği çok hakiki birini görmenin duyguları geçti bana. İkinci görüşmeyi, saatlerce konuşmayı, dinlemeyi , ondan öğrenmeyi isterken, mülâkat çok sonralardaydı sıralamamda. Daha Sonra bir gün, benim için en heyecanlı günlerden birinde 8 sene aradan daha sonra Dünya Ralli Şampiyonası’nda start almadan önce deneme sürüşü öncesinde bir telefon geldi Nihal Olçok’tan; “Burcu o arabanın içinde olmalıyım. Bir gün o duygusal yaşayıp zamanın ilerisine gidebileceğimi hissediyorum. Olur mu?” dedi. Marmaris’e gelebilir misin hem de yarın sabah dediğimde itiraf edeyim; geleceğini beklemiyordum. Hani çok ani, uzaktı ya… Hani dünya koşturmacalar ya. İşte o deneme heyecanında yanıma geldiğinde bir kere daha anı yaşamış samimiyeti seçen, seçtirilen, perdelerin kalktığı o hoş insanı gördüm. İyi ama geldin Nihal Olçok. Sahiden röportaj için zamanı değildi belki fakat açık yüreklilik ve doğallık bence kurgulardan çok daha hoş, o yüzden böylece yollarda yaptık röportajı. Dimdik ve gerçek bir kadının ayakta durma hikâyesini, hayata dört kolla sarılmasının bende bıraktığı en önemli duygu “ümit”…

16-17 yaşlarındayken hayalleriniz neydi, ne meslek yerine getirmek istiyordunuz?
 Gazeteci edinmek istiyordum. Hayalim Daphne Barak gibi olmaktı. Kendisi dünyadaki ehil gazetecilerdendir. Evlendikten sonra bir gün Erol Olçok sabah erken, acele kalktı ve “Ben geç kaldım, Amerika’dan gazeteci gelmiş görüşme yerine getirmek için, kuvvet ayarladık” dedi, sanırım parti yeni kurulmuştu ve Tayyip Bey sanırım yeni başbakandı. “Daphne Barak” dediğimde “sen nereden biliyorsun?” dedi. “O benim örnek aldığım kişiydi. Lütfen bana müsaade et, seninle geleyim” dedim. Yıllar daha sonra tanışmak nasip oldu ve şahane bir kadındı.

Daha Sonra ne oldu?
Her genç kızın hayali gibi ‘bir sen, bir ben, bir de bebek’ oldu. 19 yaşında Abdullah’ı emziriyordum. Evliliğimin en büyük kazancı; 3 tane oğlum.

Peki o dönemlerde çalıştınız mı?
Hiç vazgeçmedim. Ben üniversite, başörtüsü mağdurlarındanım. En ufak oğlum Dikte doğduktan sonradan üniversitede işletme okudum. Sonradan yüksek lisans yaptım. Her Zaman Olçak’la beraberdim. Bütün projelerde bir şekilde musallat oldum. Hiç durmadım bunu defalarca zevkle ve sevinçle yaptım. Kek yaparak girdim şirkete. Çünkü başlangıçta en iyi bildiğim şey oydu. Reklamcılık fazla ayrı bir bölge. Bilhassa mütedeyyin camiada fazla tanıdık bir şey değildi. Evlenirken ben Erol Bey’in mesleğini babamlara anlatmakta çok zorlanmıştım. Reklamcı dediğimde “Yani tabelacı mı?” soruları gelmişti.

15 Temmuz’dan sonradan “sen”de ne değişti?
bir kere doğrular ve yanlışlar yer değiştirdi. Bildiğim bir sürü doğrunun doğru olmadığını gördüm. Hayatla, annelikle, kadınlıkla, dostlukla, parayla, statüyle ilgili. Bütün amaç yüklediğimiz her şey sıfır noktasındaydı bundan böyle benim için. Onların içinde doğruları ayıklamak çok artı enerjimi alacağından dolayı, her şeyi sildim ve Erol Olçok’ın fazla artı kullandığı bir söz “Ben kendi tarihimi yazıyorum” derdi. Ben de kendi tarihimi yazmaya başladım. 

Davalarda hiç yüzünüze bakıp suçunu kabul eden, sebebini söyleyen, özür dileyen veya konuşan oldu mu sanıklardan?
Elinde o silahı sıkanlar da değil mevzu, emri verenlerde. Ve biz bunların bir çoğunu bilmiyoruz. Ben yalvardım. bir defa şehit yakınlarına söz hakkı verildi. Söz istedim. 138 davalı, ‘Köprü davası’. “Tövbe makamındasınız, burası Yusuf kapısı değil, pişmanlık kapısı. Bunu burada yaparsanız helalleşeceğiz sizinle” dedim. Koca salon lakin bir kişi bile yanıt vermedi. Çocuklar duvar gibiydi. Sözlerim bir kişiye bile sirayet etmedi.

Kabul eden olsaydı, ne hissederdiniz? Kusur ettim, ettirildim, bilmeden kusur yaptım vs., herhangi birşey söyleseydi?
Helalleşirdim. “Yaptım fakat pişmanım” deseydi, ona bile razıydım.

Hiddet var mı içinizde?
Biz beş kişilik bir aileydik. Abdullah gidip Erol Olçok dönseydi ya da tersi olsaydı elimde olmadan o öfke dururdu bende. Abdullah’a “Sen baban ölürken ne yaptın?” veya Abdullah ölüp Erol Olçok geri gelseydi “sen onu nasıl koruyamadın?” diyebilirdim. Lakin ikisi beraber çıktılar ve ikisi beraber göçtüler. O yüzden o öfkenin çıkacağı birisi de yok bende. Ulvi boyutta, kadere ve Allah’a ise ayaklanma çok riski bir şey çünkü o süre ben “37 yaşına dek iman etmemişim, yalandan bir şey yaşamışım” demektir.

Jurnal hayatınızın akışında neler değişti?
Örneğin eski evde yaşamıyorum. Sofrada masa kurup yemek yemiyorum. Bugüne kadar iki yıldır evimde 7 kez sofra kuruldu. Onda da soğan kokusunu özlemiştim. Kuru fasulye, ekmek yaptım ve arkadaşlarımı gösteri ettim. Ara Sıra ölü gibi yaşıyorum. O sandalyeleri abes görmektense kurmuyorsunuz.

Önceden de bu değin çok yolculuk eder miydiniz?
Daha da çok şayet de. Iş için fazla gezi ederdik.

Daima bu değin insanlarla iç içe miydiniz?
Her Zaman vardı.. İnsanın olmadığı hiçbir şeyin bende hiçbir karşılığı yoktur. Her insanın yaradılan olmaktan dolayı Ahseni yıllık olma ihtimali olduğuna yüzde yüz iman edenlerdenim. 

Avukatlık okuyorsunuz diğer taraftan derhal yok mi? Bu nereden çıktı?
Evet şimdi üniversitede okuyorum. 15 Temmuz’dan daha sonra okumaya başladım. O yıl Abdullah’la şakalaşmadan nedeniyle bir üniversite sınavına girmiştim. Sınav sonuçları 15 Temmuz’dan sonra geldi ve ben kazanmışım. Psikolojiyle okumaya başladım ve sonradan bölüm değiştirdim ve “Sosyal Hizmetler”e geçtim. Psikoloji daha kişisel geldi. Şu Anda Üsküdar Üniversitesine geçtim. Hukuk Fakültesinde 2’nci sınıftayım. Bu davalar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) gidecek, o veya bu şekilde. Çünkü bu davalar burada bitmeyecek. Daha da indirime gitmek isteyecekler, bunun bir prosedürü var. Hemen istinafa verildi, oradan temyiz, Anayasa’ya, Yargıtay’a ve en sonuna kadar da gidecekler. Sağ olsun kıymetli avukat arkadaşlar bu dönemde bana eşlik ettiler. AİHM’e gittiğinde ben oraya Müslüman, Türk ve Arnavut bir kız olarak gitmek istiyorum. Abdullah ile mahşerde karşılaştığımda elini omzuma vurup “Sağ ol anne” demesini istiyorum.

sırası gelmişken ticaretin içerisindesiniz, yeni oluşumlar için çalışıyorsunuz. Buradaki mücadelenizi anlatır mısınız?
Ben her zaman başarma odaklı oldum. Reklamcılıkta hep o besleyici taraf vardı. Bir kampanya başlar aralıksız. Elinizde kesintisiz yeni bir bebek olur. O alanda değil lakin ticari alanda başarılı olmak, üretmek ve uyuşuk durmamak; hedefim. Bilhassa kadınların her alanda varlığını iyi olarak hissettirmek. Hem ayakları üzerinde duran keza de aynı zamanda iyi bir benzeyen, iyi bir arkadaş, iyi bir anne olabildiğini göstermek. Çalışan demir pas tutmaz.

Niçin reklam alanında çalışmayı düşünmüyorsunuz?
O alanda çocuklarımın bile olmasını istemem. Çünkü rekabet edecekleri kişi babaları. İkincisi kendisi dünyada yok. Üçüncüsü baba böylece bir yerde final yaptı ki, evlatlar ne kadar yaparsa yapsalar oraya erişemezler. Çünkü o Allah’ın lütfu keremi, şehitlik. Gölgeyle savaşmak fazla zordur. İnşallah diğer alanlarda fazla başarılı olsunlar.

Çocuklarla aranızda konuşuyor musunuz? Anıları, hatıraları, üzüntüleri ?
Hiç konuşmadık. Vakti, saati gelecek lakin onları hiçbir şeye zorlayamam. Bundan Böyle ben bir bilenim, bu yoldan geçtim. Onların abi ve baba diye üzüldüğü yerde ben evlatlarım için de üzüldüm. 

Türkiye Gazetesi

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
%d blogcu bunu beğendi: